A Travellerspoint blog

mor otobusle Masai Mara yolu

rain 18 °C

Kamp yapacağım gazıyla sabah 9’da Nairobi’den matatuyla yola çıktım, 3 saat sonra aktarma yapacağım yere geldim. Dolmuş muavininin gönlü beni o karmaşayla başbaşa bırakmaya razı olmadı, peşimdeki adamları kovaladı, beraber otobüs aradık. Bulunca ve ben otobüsü görünce sabahki gazımın bir kısmını o otogarda bıraktım.
Bu sefer otobüs dediğim şey; bizim otobüslerden biraz daha enli ama daha basık, üzerine kendi yüksekliğinin yarı yüksekliği kadar yük bağlanmış, boyası yer yer dökülmüş mor renkli bir tür araç. Şimdiye kadar bindiklerim içinde, açık ara birinciliği alan bu mor otobüsün tepesine benim çantayı da gönderdik. Artık bir patates çuvalının altında mı ezilir, yolda ipten kurtulur da düşer mi orası şansa kalmış. Bu arada ben de matatudan gelen ve çantamı taşıyan abiye teşekkür edip gönderdim, yeni otobüs muavinine ‘pencere kenarı isterim ama’ diye mızıklıyorum. Sanırım toplu taşıma araçlarını kullanan ender mzungu’lardan biri olduğumdan, bu konudaki kaprisimi çekiyorlar sağolsunlar. Elindeki kağıda baktı, içeri girdi çıktı, birilerinin yerini değiştirdi, sonunda elime bir kağıt tutuşturdu, tamam dedi. Tamam diyorsa tamamdır.
Bilet işi de hallolunca saate baktım, iki saatim var. Yemek için sağa sola bakınmaya başladım. Etraftaki büfemsi ve kafemsi yerlere sordum da ingilizcem burada pek işe yaramıyor anlaşılan. En sonunda içlerinden biri ingilizce ‘ileride market var, buralarda sana göre yiyecek bulamazsın, sen oraya git’ dedi de beni o keşmekeş otogardan kurtardı. Birbirine ve öglene uyuşabilecek kek, fıstık ve gazoz buldum. Marketin biraz ilerisinde duran polisleri görünce selamlaşıp önlerindeki kaldırıma oturdum. Polisler, beyazların başına birşey gelmemesi için ekstra dikkatliler, bir gözleri sürekli üzerimde ve o yüzden içim rahat. Bir taraftan keki tırtıklarken bir taraftan da uzaktan otobüsü izliyorum. İki tane adam otobüsün üzerine çıkmış, acaba buraya daha çok ne sığdırabiliriz diye uğraşıyorlar. Kasaların çuvalların yerini değiştirip sarı yağ bidonlarına yer açıyorlar, sonra başka çuvallar geliyor, onları da bidonların üstüne bağlayıp, şöyle bir gerinip bu sefer olduğuna kanaat getirip aşağı iniyorlar. Sonra hooop yeni bir çuval ve kasa grubu geliyor, tekrar tepeye çıkıyorlar, otobüs göğe doğru yükseldikçe yükseliyor.
Otobüs, kalkış saatine daha bir saat varken hareketlenince ben de apar topar gittim, ne oldu, gidiyor muyuz dedim, bin bin, dediler. İçeri girdim, otobüs tıkış tıkış, solda üçlü sağda ikili koltuklar var, bana ayrılan o şahane pencere kenarını görüyorum ama ulaşmam için ilk etapta koridordaki diğer patates çuvallarını, kola kasalarını ve türlü şekilli bavulları bir şekilde aşmam, ikinci etapta da üçlü koltuğun koridor tarafındaki iki adamını kaldırmam gerekiyor. Koridorda artistik hareketlerle hoplaya zıplaya, bu arada birilerinin bacağına ve başka birilerinin de ayağına basarak ilerlediğimi gören adamlar bendeki azmi görünce saygıda kusur etmediler, onlar da koridora çıktılar da itiş kakış pencere kenarıma kavuştum. Ve tabii ki takip eden 5 saat boyunca da yerimden kıpırdayamadım  Bu 5 saatin 1i beklemekle geçti, çünkü otobüsün erken kalkası falan yolmuş, ben bindim, mazot almaya gittik, sonra geri geldik. Bindim bir kere, inemem, insem de tekrar binmem mümkün değil, çünkü benden sonra koridora başka şeyler de yığdılar. Tavandan sesler gelmeye devam ediyor, belli ki adamlar hala yukarıya bişeyler tıkıştırıyor, ben de otobüs tavanının kırılma noktasını kestirmeye çalışıyorum. Ben durağın kalabalığına ve insanlara bakınıp oyalanırken, otobüs hayret verici bir dakiklikle tam 14:00 de hareket etti. Gitmeye çalıştığım yer Masai Mara ulusal rezervinin kapılarından birisi ve bulunduğum yere sadece 70 km., olsa olsa 2 saat sürer.
Yolun o ilk iki saati artık alıştığım çok çukurlu ve tozlu yollar ve molalarla fena sayılmazdı. Zaten beklediğim bir süre olduğundan da aldırmadım. Ben ha geldik ha geleceğiz diye beklerken bir başka iki saati de, anlatılmaz-yaşanır bir yolda geçirdik. Önce yolun yapısı değişti, toz otobüsün her deliğinden içeri sinsice hücum ederken, yüzümü de ince bir tabakayla örtmeyi ihmal etmedi. Arada ıslak mendille siliyorum ama nafile, kum bu, toz bile değil ki, heryerim çıtır çıtır kum. Bu sırada gittiğimiz güzargaha yol demek de çok kalıyor çünkü aslında genişçe bir patikadayız. Bu özenle içlerine düştüğümüz çukurlarla dolu patikada 70 km. hızla gitmeye çalıştığımızdan olsa gerek; tavan tangırdıyor, kapanmayan camlar zangırdıyor, kapananlar sarsıntıdan geri açılıyor, koridordaki şişeler birbirine çarpıyor, otobüsün motorundaki tarifsiz gürültüye de, radyodan gelen klavyeye boğulmuş bir ezgi eşlik ediyor. Bu sirada ben kendi sesimi duyamazken, ondeki bir kadin da kahkaha kiyamet arkadaslarina birseyler anlatiyor, otobuscek bir de onu dinliyoruz. Bunlarin yaninda, otobusun gunes tarafinda kalmisim, yok sicaktan pismisim kismi onemsiz kaliyor.
Bir sure sonra tum bu seslere de alisiyormus insan, kuzu kuzu ellerim kucagimda (cunku baska kipirdayacak yer yok) oturuyorum.
Otobüs bir sağa bir sola yatarak giderken yavastan yavastan ‘beni indirmeyi mi unuttular’ diye endişelenmeye başladım, çünkü hareket edeli neredeyse 3 saat oldu. Sordum sağa sola; biri biz o kapıyı yarım saat önce geçtik diyor, öbürü daha 1,5 saat var diyor, muavin ortada yok. Bir ara kafasını gördüm uzaktan, işaret ediyorum anlamıyor, bağırıyorum duymuyor, o da birşeyler söylüyor kendince de onları da ben duymuyorum. Bu nokta tam olarak sinir ve panigin birbirine karistigi yerdi. Yolda inecek makul bir yer bulsam, üzerinde otel yazan herhangi bir tabela görsem, ‘imdat’ diye bağırıp atıcam kendimi aşağı da, çöl gibi bir yerdeyiz, az ağaçlı dümdüz bir arazi burası, bıraktım oteli moteli, görünürde ev bile yok. Tuvalete de gitmem lazım, yok bu yol bitmeyecek.

O sarsıntıdan arda kalan son aklımla bir kağıda ineceğim kapının ismini yazıp el işaretleriyle öne muavine kadar gönderdim. Kağıda baktı, kafasını çevirdi, eliyle ‘otur otur ben sana haber vericem’ gibi bir hareket yaptı, yada ben öyle dediğini zannetmek istedim, bilmiyorum. Hemen ardından da biryerde durduk. Hah dedim tamam ineceğim artık, yok dedi otur daha. Oturmam mümkün değil, şiştim, gözüm adammış, çuvalmış görmedi, bata çıka öne ulaştım, soluğu otobüsün kapısında aldım, aldım almasına da merdivenlerde de üstüste iki kasa var, üzerinden aşağı atlamam lazım, ki pek mümkün değil. Bakındım nasıl ineceğim ben gibilerinden, adamlar kasaları gösterip ‘bas üstüne’ dediler. Bi nefes aldim, bastım kola kapaklarına, zipladim aşağı dogru :) Simdi acilen tuvalet bulmam lazım. Elleriyle arkada bir tarafı gösterdiler. Gittim, beş tane farklı renkte, farklı şekillerde, kimisi asma kilitli ve hepsinin kapıları kapalı, levhalari olmayan barakalar var. Hangisi tuvalet belli değil, soracak kimse de yok. Sağa gittim, sola gittim, en sonunda birilerini yerde otururken buldum. Ve şahane, onlar da sadece swahilice biliyorlar, tuvalet dedim, yok, wash room falan ?, yok (restaurantlarda tuvalete öyle diyorlar) ,boş boş yüzüme bakıp kafalarını iki yana sallıyorlar. Elimi ovusturdum yikiyormus gibi, yok. Erkek olunca isler kolay, bir agac bul don arkani oldu bitti. Kadin olunca is her konuda biraz karmasiklasiyor sanki :).
Bu sırada otobüs korna çalmaya başladı, bu ‘gelen gelsin ben gidiyorum’ demek. Mecburen koşar adım geri döndüm. Tuvalet bulamadım, ama sanırım yerimden kalktığımdan ve biraz yürüdüğümden olsa gerek kan akış hızım değişti, keyfim yerine geldi, biraz ferahladım.
Hareket etmeden hemen önce muavin arkaya doğru içinde ‘mzungu’ geçen birşeyler bağırdı, otobüsün tek beyazı yine ben olduğumdan geri bağırdım ‘buradayım, buradayım, merak etme’. Tüm otobüs gülüştük, neşe içinde yola devam ettik :p

bu yolculuktan ogrenilenler ve her daim akılda tutulması gerekenler;
- Afrika’da avrupa saati ve km.si işlemez, birimlerin anlamı başkadır ve anlamaya uğraşmak boşadır.
- Yerel dilde ‘merhaba’dan sonra öğrenilmesi gereken ikinci kelime kesinlikle ve kesinlikle ‘tuvalet’tir
- Üzerine yük konan otobüslere binmemekte fayda vardır.
- İlla binilecekse de, arkalara doğru oturmamakta fayda vardır.
- Kısa uzun demeden tüm yolculuklarda mp3 çalar şarjının dolu olması gerekir.
- Çantada saklanan bir paket püsküü çok yer kaplamaz, acil durumda kırılıp yenir.
- Araç içerisinde yaşayan, gözle görünmeyen ama kesinlikle ısıran böcek aileleri vardır. Bu sebeple, uzun pantalon ve kapalı ayakkabı vazgeçilmezlerimizdendir.
- Paniğe gerek yoktur. Panik, buranın insanı için çok yabancı bir kavramdır ve onların aksak ritimlerini daha da aksatır, olmayacak yönlere doğru saptırır.

Bu değişik yol macerasının ardından sözkonusu kapıya vardığımda saat 6’yı biraz geçmişti. Bunun anlamı da bir saat içinde havanın tamamen kararacak olması. Kampı aradım, gelip beni aldılar, kalan halimle de tek kollu kamp müdürüyle pazarlık yaptım (diğer kolunu aslanın kaptığına dair bir hikaye anlattı, sonra öğrendim ki hikayeyi uydurmuş) 3 öğün yemek ve kalacak yer dahil makul bir fiyata anlaştık. Sonra kendi aralarında tartışıp beni esas çadır alanına göndermemeye karar verdiler, kendi çadırında kalacak tek kişi ben olduğumdan, orada korkacağıma kanaat getirip kampın merkezine daha yakın bir yeri ‘sadece bana özel’ olarak verdiler. (kimi durumda yalnız olmak işe yaramıyor da değil :)

Çadırı kuracak yeri ayarladım, daha doğrusu ayarladık. Çünkü o çadıra sığıp sığamayacağımı, üşüyüp üşümeyeceğimi, korkup korkmayacağımı merak eden kamp çalışanlarıyla beraberim hala :) Adamlardan ve sorularından kurtulmanın azmiyle kurdum hızlıca, yemeğe geçtim. Kampın yemekleri harikaydı ve küçük barlarında sıcak da olsa bira bulunca gündüzü unuttum gitti.

Posted by arakhne 23:53 Archived in Kenya Tagged bus

Table of contents

Comments

ohhhhh, bitti. kuket arkadaşım okuması en zor olan buydu, okudum bitirdim. pencereyi de açtım azıcık içeri hava girsin... empati iyi şey de fazlası ankaralarda klostrofobiyi azdırıyormuş... iyi dayanmışsın kuzu otobüse, ben kesin yüzümü cama dayayıp başlamıştım ağlamaya:)))

by etd

buketcim, maceralarını heyecanla okuyorum. ozellikle kendi safarini kendin yap yazından sonraki yazına kadar merakla bekledim, kızımız nerede ne yapıyor, aslanlar kaplanlar diyerekten (anneanne modu). bu otobus yolculuğu da senin için bir sınav olmuş neyseki akşamın birasıyla bu yaşadıklarını unutacak kadar harika bir insansın.
bol sans canım ve iyi gezmeler gormeler!

by 1a1e

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint